DENİZ TİCARETİNDE ÇEKİŞMESİZ YARGI İŞLERİ

Hacı Kara
Ağu 2021

DENİZ TİCARETİNDE ÇEKİŞMESİZ YARGI İŞLERİ

1. ÇEKİŞMESİZ YARGI

I. TANIMI

          Çekişmesiz yargı çekişmeli yargıdan farklı özellikleri bulunan bir yargı çeşidi olup, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 382/1 maddesinde; “Çekişmesiz yargı,  hukukun mahkemelerce, aşağıdaki üç ölçütten birine veya birkaçına göre bu yargıya giren işlere uygulanmasıdır” hükmüne yer verilmiş; bu ölçütler ise ilgililer arasında uyuşmazlık olmayan haller, ilgililerin ileri sürebileceği herhangi bir hakkın bulunmadığı haller ve hakimin re’sen harekete geçtiği haller” olarak tanımlanmıştır. Buna göre çekişmesiz yargı işlerinde ilgililer arasında kural olarak bir uyuşmazlık yoktur. Ayrıca, çekişmeli yargının konusunu tarafların subjektif hakları oluşturduğu hâlde, çekişmesiz yargıda talepte bulunan kişinin ilgili tarafa karşı ileri sürebileceği hiçbir subjektif hakkı bulunmamaktadır.

          Genel kriter olarak “Çekişmesiz yargı, hukukun, mahkemelerce, aşağıdaki üç ölçütten birine veya birkaçına göre bu yargıya giren işlere uygulanmasıdır:

a) İlgililer arasında uyuşmazlık olmayan hâller.

b) İlgililerin, ileri sürülebileceği herhangi bir hakkının bulunmadığı hâller.

c) Hâkimin resen harekete geçtiği hâller.

          Buna göre taraflar arasında uyuşmazlık var veya taraf bir hakkının bulunduğunu iddia ediyor ise burada çekişmesiz yargı işinden söz edilemeyecektir.

          HMK'nın 382. maddesinin 2. bendinin (ç) fıkrasında eşya hukukundaki çekişmesiz yargı işleri sayılmış fakat bu sayma sınırlı olmadığından anılan maddede sayılmamakla beraber çekişmesiz yargının ölçütlerinden birini veya birkaçını taşıyan bir iş de çekişmesiz yargı işi olarak kabulü gerekir[1].

II. ÖZELLİKLERİ

          Çekişmesiz yargı ismi aslında yanıltıcıdır, çekişmesiz yargı işlerine “hasımsız dava” şeklinde nitelendirme yapılmaktadır ki, bu da yanlıştır. Çünkü, çekişmesiz yargı da bir yargılama faaliyetidir ve dava demek, iki taraflı yürütülen ve hasmın olduğu yargılama demektir. Oysa, çekişmesiz yargı da iki taraf yoktur; birden fazla kişi bulunsa dahi, maddî anlamda ilgililer[2] vardır[3].

          Çekişmesiz yargıya ilişkin işlerde mahkemelerde görülmektedir. Bu, medeni yargının bir alt türünü ifade etmektedir. Bununla birlikte, çekişmesiz yargı ile çekişmeli yargı arasında önemli farklar vardır ve yürütülen yargı faaliyeti çekişmeli yargıyla aynı nitelikte değildir. İkisi arasındaki farkı belirlemek için, tek bir ayırıcı kıstas bulunmamaktadır, bu iki yargıyı birbirinden ayırt etmek için birkaç kıstas birlikte uygulanmaktadır.

          Mutlak anlamda bir çekişmesizlik her zaman söz konusu olmayabilir. Uyuşmazlığının bulunmaması çekişmesiz yargıyı belirleyen ölçülerden sadece bir tanesidir. Çekişmesiz yargı demek yargılamada yer alan ilgililer arasında hiçbir uyuşmazlık bulunmadığı, her konuda uyuştukları anlamına gelmez. Çekişmesiz yargı da taraf değil, ilgili kavramı esastır ve birçok ilgili bulunabilir. Bu ilgililerin tümü, farklı iddia ve taleplerde bulunabileceği gibi tamamı aynı konuda görüş ve talep birliği içinde de olabilirler. Bir uyuşmazlık (çekişme) olduğunda, bu ilgililerden birinin ya da birkaçının doğrudan bir sübjektif hakkına yönelik olmayacağı gibi, görüş birliğinde olmaları da hakimi bağlamayacaktır. Zira hakim ilgililerin taleplerinden bağımsız olarak re’sen araştırma yapıp, belirli bir tarafın hakkını hüküm altına alacak şekilde değil, işin niteliğine uygun bir karar vermek durumundadır. Eğer teknik anlamda ve çekişmeli yargıdaki gibi bir çekişmeden veya çekişmesizlikten söz edilseydi, o zaman ilgililerin uzlaşmaları-anlaşmaları halinde, bu çekişmenin ortadan kalktığından söz edilebilir talepleri doğrusunda karar verilmesi gerekirdi[4].

          Çekişmesiz yargı da bir yargılama faaliyetidir, kural olarak mahkemeler görevlidir. Çekişmesiz yargıda süjeler taraf değil, ilgililerdir. Çekişmesiz yargıda da bir çekişmenin, bir uyuşmazlığın bulunması söz konusu olabilir, ancak kanunun belirlemesi nedeniyle çekişmesiz yargı işi sayılır. Çekişmesiz yargıda kural olarak sulh hukuk mahkemesi görevlidir, kural olarak talepte bulunan kişinin veya ilgililerden birinin oturduğu yer mahkemesi yetkilidir, kural olarak basit yargılama usulü uygulanır, kararlara karşı kural olarak istinaf yoluna gidilebilir, kararlar kural olarak maddi anlamda kesin hüküm oluşturmaz. Ancak bunların hepsinin aksinin kanun tarafından belirlenmesi mümkündür.

          Ticari olsa bile, çekişmesiz yargı işlerinde arabulucuya başvurmak zorunlu değildir[5].

III. ÇEKIŞMESIZ YARGININ ÇEKIŞMELI YARGIDAN FARKLARI

  1. Çekişmesiz yargı, bir dava değildir; çekişmeli yargı ise, dava temellidir. Çekişmesiz yargıda “dava” değil;  çekişmesiz yargı işi” söz konusudur.
  2. Çekişmeli yargıda, sübjektif hakkı ihlal edilen veya ihlal tehlikesine maruz kalan taraf, mahkemeden hukuki korunma istemektedir. Çekişmesiz yargıda ise, kural olarak uyuşmazlık ve sübjektif hak ihlali yoktur, hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasını gerektiren bir iş vardır.
  3. Çekişmesiz yargıya başvurma kriterleri HMK 382/1’deki gibidir. Kural olarak ilgililer ya da hak sahipleri arasında bir uyuşmazlık ya da sübjektif hak yoktur.
  4. Bazen çekişmesiz yargıda da ilgililer arasında uyuşmazlık olabilir, ama bu bir taraftan doğrudan elde edilecek bir haktan dolayı değil, taraf istek ve menfaatlerinin uyuşmamasından kaynaklanır. Çekişmesiz yargıda, daha çok bir hakkın ortaya çıkartılması, kullanılması için yargısal bir karara ihtiyaç duyulur. Bu sebeple, bazen bazı çekişmesiz yargı işleri, yargı organları dışındaki mercilere de bırakılabilir.
  5. Çekişmeli yargıda, iddia ve karşı iddia ileri süren iki taraf vardır ve dolayısıyla bir dava söz konusudur. Dava konusunu oluşturan ihtilaf, bu iki taraf arasındadır.
  6. Çekişmesiz yargıda taraf değil “ilgili” kavramı vardır ve yargılamada yer alsın almasın o konuda maddî hukuk temelli bağlantısı olan (hukukî yararı olan) “maddî anlamda ilgili”dir. Oysa davada, şeklî ilgili esastır. Yani dava açan davacı, onun muhatap gösterdiği davalıdır.
  7. Çekişmesiz yargının yargılama usulü farklıdır; resen araştırma ilkesi ön plandadır.
  8. Çekişmesiz yargı kararları maddî anlamda kesin hüküm oluşturmaz. Bu sebeple, belirli şartlarda yeniden veya ilgili başkası tekrar talepte bulunabilir.
  9.  Çekişmesiz yargıda, maddî anlamda ilgili olanlar, yargılama içinde yer almasalar

dahi kanun yoluna başvurabilirler[6].

          2. DENİZ TİCARETİ HUKUKUNDA ÇEKİŞMESİZ YARGI İŞLERİ

          I. GEMİNİN SİCİLDEN TERKİNİ

A. GENEL OLARAK

          Gemi, kurtarılamayacak şekilde batar veya tamir kabul etmez hâle gelir yahut her ne suretle olursa olsun Türk Bayrağını çekme hakkını kaybederse, istem üzerine sicilden kaydı silinir. Tescili isteğe bağlı olan gemilerin kaydı malik veya maliklerinin istemi üzerine sicilden silinir.

B. GEMİNİN ZİYAI VE TAMİR KABUL ETMEZ YA DA TAMİRE DEĞMEZ HALE GELMESİ

a. Geminin Ziyaı

          Gemi, kurtarılamayacak şekilde batar veya tamir kabul etmez hâle gelir yahut her ne suretle olursa olsun Türk Bayrağını çekme hakkını kaybederse, istem üzerine sicilden kaydı silinir. Tescili isteğe bağlı olan gemilerin kaydı malik veya maliklerinin istemi üzerine sicilden silinir (TTK m. 966).

          Ancak, sicile kayıtlı bir geminin kurtarılamayacak şekilde batması, yararlanılabilir enkaz bırakmaksızın harap olması, patlaması ve tahrip edilmiş olması gibi sebeplerden zâyi olmasıyla gemi üzerindeki mülkiyet hakkı sona erer. Şu kadar ki, malikin; yararlanılabilir enkaz üzerindeki taşınır mülkiyeti ile her türlü enkazın kaldırılmasına, çevrenin korunmasına ve benzer hususlara ilişkin yükümlülük ve borçları devam eder (TTK m. 1003).

aa. Geminin Batması

          Batması halinde geminin sicilden terkin edilebilmesi için, malikin yetkili Asliye Ticaret Mahkemesi’ne müracaat ederek sicilden terkini talep etmesi gerekir. Ancak bu talebi için geminin gerçekten batmış olduğunu ispatlayacak kanıtlara da (güverte ve makine jurnali, tanık beyanları (kaptan veya diğer gemiadamları), gazete ve internet haberleri gibi) yer vermelidir.

bb. Tamir Kabul Etmez Ya da Tamire Değmez Hale Gelmesi

          Denize elverişsiz hâle gelmiş olan bir gemi bu TTK’nın uygulanması bakımından, “tamir kabul etmez gemi” veya “tamire değmez gemi sayılır”. Geminin denize elverişsiz hale gelmesi sebebiyle gemi vasfını kaybetmesi ve hükümden düşmesi için, geminin tamir kabul etmez veya tamire değmez hale geldiğinin mahkeme kararı ile tespiti gerekli ve yeterlidir.

          Eğer geminin tamiri hiç veya bulunduğu yerde mümkün değilse ve tamir edilebileceği bir limana da götürülemezse bu gemi, “tamir kabul etmez gemi” sayılır. Bununla birlikte geminin tamiri mümkünse, ancak tamir giderleri eski ve yeni farkı gözetilmeksizin geminin, önceki değerinin dörtte üçünü aşacaksa “tamire değmez gemi” sayılır.

          Geminin tamir kabul etmez hâle gelmesi sebebiyle kaydının silinmesi istendiğinde, sicil memuru, tescil edilmiş gemi ipoteği alacaklılarını gerektiğinde 966 ncı maddede yazılı usule göre yapılacak ilan ile durumdan haberdar ederek belirleyeceği uygun bir süre içinde itirazlarını bildirmeye çağırır. Süresi içinde bildirilen itirazların yerinde görülmediğine dair mahkemece verilen kararın kesinleşmesi üzerine geminin kaydı silinir.

cc. Türk Bayrağını Çekme Hakkını Kaybetmesi

          Her ne suretle olursa olsun Türk Bayrağını çekme hakkını kaybederse, istem üzerine sicilden kaydı silinir. Tescili isteğe bağlı olan gemilerin kaydı, üzerinde herhangi bir ipotek, haciz, intifa hakkı, serbest dereceden istifade hakkı vs. olmaması halinde malik veya maliklerinin istemi üzerine her zaman sicilden silinebilir. Bununla birlikte:

1)    Esaslı şartlarından biri bulunmadığı için, tescili mümkün olmayan bir gemi tescil edilmişse,

2)    Gemi kurtarılamayacak şekilde batmış veya tamir kabul etmez bir hâle gelmiş yahut her ne suretle olursa olsun Türk Bayrağını çekme hakkını kaybetmiş olmasına rağmen bu hususlar sicil müdürlüğüne bildirilmemişse,

3)    Tescil edilmiş bir gemi hakkında yirmi yıldan beri hiçbir kayıt işlemi yapılmamış ve Bakanlıktan alınan bilgiye göre de geminin artık var olmadığına veya denizcilikte kullanılamayacak hâle geldiğine kanaat getirilmişse,

4)    MGS’nde kayıtlı bir gemi, TUGS’ne tescil ettirilmek üzere terkin ettirilmişse.

Gemi üzerinde ipotek veya intifa hakkı tescil edilmiş bulunmadığı takdirde, sicil memurunun önerisi üzerine mahkeme, gemi kaydının silinmesine karar verir.

          Gemi, Türk Bayrağını çekme hakkını kaybederse, kaydı, ancak ipotek alacaklılarının ve gemi sicilindeki kayıt ve belgelere göre ipotek üzerinde hak sahibi olan üçüncü kişilerin onayı ile sicilden silinebilir. Kaydın silinmesi istemi ile birlikte onay belgelenmemişse, geminin Türk Bayrağını çekme hakkını kaybettiği gecikmeksizin gemi siciline kaydolunur. Bu kayıt, gemi üzerinde tescil edilmiş gemi ipotekleri bulunmadıkça, geminin kaydının silinmesi hükmündedir. Şu kadar ki, geminin cebrî icra yoluyla 940 ıncı maddede yazılı niteliklere sahip olmayan bir kişiye satılması hâlinde 1388 inci maddenin ikinci fıkrası, cebrî icra yurt dışında vuku bulmuş ise 1350 nci maddenin birinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümleleri hükümleri saklıdır.

          Tescili isteğe bağlı olan gemilere ait kayıtların sadece maliklerinin istemleri üzerine silinebilmesi için ipotekli alacaklıların ve gemi sicilinin içeriğine göre ipotek üzerinde hak sahibi olan üçüncü kişilerin buna onay vermeleri şarttır.

II. GEMİ İPOTEĞİNDE, MALİKİN BULUNAMADIĞI HÂLLERDE KAYYIM TAYİNİ

          Malik, alacaklıya ülke içinde bir yerleşim yeri veya bir temsilci göstermemiş ise, geminin tescil edildiği sicilin bulunduğu yer mahkemesi alacaklının istemi üzerine, kendisine bildirimde bulunabileceği bir temsilci atar. Malikin yerleşim yerinin bilinmemesi veya alacaklının kendi kusuru olmaksızın malikin kim olduğunu bilmemesi hâlinde de aynı hüküm uygulanır (TTK m. 1034, HMK m. 382/2(e)8).

III. DENİZ RAPORU DÜZENLENMESİ

Kaptan, yolculuk sırasında gemiyi veya taşınan eşyayı ilgilendiren veya başkaca bir maddi zarar doğurması muhtemel olan bir kaza meydana geldiğinde, gemi zayi olsa bile, bir deniz raporu düzenlenmesini istemeye yetkili ve kendisinden istendiği takdirde buna zorunludur (TTK m. 1098, HMK m. 382/2(e)9).

A. TESPİT EDİLECEK KONULAR

Deniz raporu, yolculukla ilgili önemli olayların, özellikle kazalar ve zararın önüne geçilmesi veya azaltılması için alınan önlemlerin tam ve açık olarak tespit edilmesi için düzenlenir.

B. DENİZ RAPORU DÜZENLEME YERİ

Deniz raporunun, vakit kaybetmeksizin aşağıda belirtilen yerlerden birinde düzenlenmesi istenebilir:

  • Varma limanında ve eğer varma limanı birden çok ise, kazadan sonra varılan ilk limanda,
  • Gemi tamir edildiği veya eşya boşaltıldığı takdirde barınma limanında,
  • Yolculuk geminin batması yüzünden veya diğer bir sebepten varma limanına ulaşmadan biter ise, kaptanın veya ona vekâlet eden kişinin uğradığı ilk elverişli yerde.

C. TESPİT USULÜ

Deniz raporu, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde (TTK’ya göre görevli) mahkemelerce, diğer yerlerde, Türk Bayraklı gemiler için yerel mevzuat hükümleri saklı kalmak üzere Türk konsolosluklarınca düzenlenir. Deniz raporunun alınacağı ülkede, bu iş için özel bir yargı usulü öngörülmüş olabilir. Bu durumda yerel mevzuat ile belirtilen usul izlenir.

Tespit için kaptan, bütün gemi adamlarının ad ve soyadlarını gösteren bir cetvel (crew list), gemi jurnali ve olayla ilgili mevcut diğer belgelerle birlikte mahkemeye veya konsolosluğa başvurur. Kaptan ölür veya deniz raporu düzenlettiremeyecek bir hâlde bulunursa, gemide kaptandan sonra en yüksek rütbeli zabit tespit yaptırmak zorundadır. Deniz raporunun düzenlenmesini donatan veya ilgisi olduğunu ispat eden herkes isteyebilir. Gemi veya yükle ilgili olanlarla kaza ile ilgili diğer kişiler, mahkemede veya konsoloslukta bizzat bulunabilecekleri gibi, bir vekil de bulundurabilirler.

Başvuru üzerine; mahkeme veya konsolosluk, tespit için mümkün olduğu kadar yakın bir gün belirler ve bunu uygun olan bir şekilde ilan eder. Ancak gecikmesinde sakınca görülen hâllerde ilandan vazgeçilebilir. Hâkim veya konsolos, gerek gördüğünde gemi adamlarından mahkemeye gelmemiş olanları dinleyebileceği gibi, olayların yeterince anlaşılması için kaptan ve diğer gemi adamlarına istediğini de sorabilir.

          Kaptan, gemi jurnaline dayalı olarak gerekli açıklamalarda bulunur[7]. Gemi jurnali, mahkemeye veya konsolosluğa getirilemiyorsa veya tutulması zorunlu değilse, bu hâllerin sebepleri bildirilmelidir. Hazırlanan tutanağın aslı mahkemece veya konsoloslukça saklanır. İlgililerden isteyenlere onaylanmış örnekleri verilir.

 

IV. KIRKAMBAR SÖZLEŞMESİNDE GEMİNİN HAREKET GÜNÜNÜN MAHKEME TARAFINDAN TAYİNİ

          Kırkambar sözleşmesinde geminin hareket gününün mahkeme tarafından tayini (HMK m. 382/2(e)10).

V. NAVLUN SÖZLEŞMESİNDE, BOŞALTMA LİMANINDA MALLARIN HÂL VE VAZİYETİNİN, ÖLÇÜ, SAYI VE TARTISININ EKSPERE TESPİT ETTİRİLMESİ

          Navlun sözleşmesinde, boşaltma limanında malların hâl ve vaziyetinin, ölçü, sayı ve tartısının ekspere tespit ettirilmesi (HMK m. 382/2(e)11). Gönderilen; eşyayı teslim almadan, taşıyan, kaptan veya gönderilen, eşyanın hâl ve durumunu, ölçü, sayı veya tartısını tespit ettirmek amacıyla onları mahkemeye veya yetkili diğer makamlara ya da bu husus için yetkili uzmanlara inceletebilir. Mümkün oldukça diğer taraf da incelemede hazır bulundurulur. İnceleme giderleri, başvuruda bulunana aittir. İnceleme için, gönderilen başvuruda bulunup da sonuçta taşıyanın tazminat vermesi gereken bir zıya veya hasar belirlenirse inceleme giderleri taşıyana ait olur (TTK m. 1184).

VI. MÜŞTEREK AVARYALARDA DİSPEÇÇİ TAYİNİ VE DİSPECİN MAHKEMECE TASDİKİ

A. GENEL OLARAK

          Müşterek avaryalarda dispeççi tayini ve dispecin mahkemece tasdiki (HMK m. 382/2(e)12). Donatan gecikmeksizin dispeçi yaptırmakla yükümlüdür; bu yükümlülüğünü yerine getirmezse ilgililerin her birine karşı sorumlu olur. Dispeç süresinde yaptırılmazsa, sigortacı da dâhil olmak üzere, ilgililerden herhangi biri bunun yapılmasını istemeye ve yaptırmaya yetkilidir. Dispeçin yapılması istemi, olayın müşterek avarya sayılmayacağı ileri sürülerek dispeççi tarafından reddedilirse, dispeçin yapılmasının gerekip gerekmediğine, sigortacı da dâhil olmak üzere, ilgililerden herhangi birinin başvurması üzerine varma yerinde, eğer buraya varılmazsa yolculuğun bittiği limandaki mahkemece karar verilir. Mahkeme dosya üzerinde veya sigortacı da dâhil olmak üzere ilgilileri dinleyerek bu hususta karar verir. Bu hâlde basit yargılama usulü uygulanır (TTK m. 1278).

   B. DİSPEÇÇİ VE DİSPEÇ RAPOORUNUN ONAYLANMASI

a. Dispeççi

          Dispeç, ilgililerin oybirliğiyle atayacakları bir veya birden fazla dispeççi tarafından yapılır. Oybirliği sağlanamazsa, dispeççiyi veya dispeççileri, dispeçin yapılacağı yer mahkemesi atar. İlgililerden her biri dispeçin yapılması için gereken ve elinde bulunan belgeleri, özellikle çarter partileri, konişmento ve faturaları, dispeççiye vermekle yükümlüdür. Dispeççinin istemi üzerine mahkeme, ellerinde bulunan ve kanunen ibrazla yükümlü oldukları belgeleri dispeççiye teslim etmelerini, onları elinde bulunduranlara emreder. Dispeççi, ilgililerin dispeçi incelemelerine izin ve istemleri üzerine giderlerini ödemeleri şartıyla, bir örnek vermekle yükümlüdür (TTK m. 1280). Zararın tespiti ve paylaştırılması varma yerinde, eğer buraya varılmazsa yolculuğun bittiği limanda yapılır (TTK m. 1279).

b. Dispeç Raporunun Onaylanması

          Sigortacılar dâhil olmak üzere ilgililer, varma yerinde, eğer buraya varılmazsa yolculuğun bittiği limandaki mahkemeden dispeçin onaylanmasını isteyebilecekleri gibi avarya türüne veya hesaplarına itiraz da edebilirler. Dilekçede duruşmaya çağrılacak olan ilgililerin ad ve soyadları bildirilir.  Dilekçe üzerine mahkeme, dispeççiden, dispeç ile istemleri ispatlayan belgeleri ister; bu belgelerin tamamlanmasına gerek görülürse, ibrazını onları elinde bulunduranlara emreder. İlgililerin hepsi duruşmaya çağrılır. Çağrıda, dispeç ile istemleri ispatlayan belgelerin mahkeme kaleminde incelenebileceği ve çağrılanın daha önce de dispeçe karşı mahkemede itirazda bulunabileceği, belirli günde gelmediği takdirde dispeçe onay vermiş sayılacağı yazılır. Çağrının duruşma gününden en az onbeş gün önce ilgililere tebliğ edilmesi gerekir.

          Dispeç raporuna itirazın, en geç ilk celsede, hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde açık ve etraflı olarak yapılması zorunludur. Haklı sebepler dolayısıyla bu mümkün olmazsa, hâkim ilgiliye itirazını bildirmek üzere bir defalık uygun bir süre verir. İlk oturumda veya en geç hâkim tarafından verilecek süre içinde gereği gibi açık ve ayrıntılı şekilde bildirilmemiş olan itiraz yapılmamış sayılır.

          Belirlenen günde hazır bulunanlarla duruşma yapılır. Dispeçe karşı, duruşmada veya daha önce bir itiraz yapılmamış olduğu takdirde dispeç onaylanır. İtiraz yapılmışsa ilgililer dinlenir. İtirazın yerinde olduğu görülür veya başka surette bir anlaşmaya varılırsa dispeç buna göre düzeltilerek onaylanır. İtirazın hemen karara bağlanması imkânının bulunmaması hâlinde, dispeç raporunun itirazın kapsamı dışında kalan kısımları, ayrı bir kararla onaylanır ve itiraz edilen kısım hakkında duruşmaya devam olunur (TTK m. 1282). Anılan kurallar kapsamında dispeçin onaylanmasında ve itirazların incelenmesinde basit yargılama usulü hükümleri uygulanır (TTK m. 1283).

c. Dispeç Raporunun Onaylanması Hakkındaki Karar

          Dispeç raporunun onaylanması hakkındaki kararın kesinleşmesiyle bu karar, raporda gösterilen alacakların ödetilmesi için verilmiş bir ilam niteliğini kazanır. Şu kadar ki, itiraza uğramamış bir raporun onaylanması kararı kesinleşmeden önce de bu niteliğe sahiptir. Raporun onayına ait ilam, onay istemi üzerine yapılan duruşmaya usulüne göre çağrılmış olmayan ilgililer aleyhine hiçbir sonuç doğurmaz (TTK m. 1284).

VII. DENİZCİLİK RİZİKOLARINA KARŞI SİGORTALARDA ZARARIN VE KAPSAMININ BELİRLENMESİ İÇİN BİLİRKİŞİ TAYİNİ

          Denizcilik rizikolarına karşı sigortalarda zararın ve kapsamının belirlenmesi için bilirkişi tayini (HMK m. 382/2(e)13).

3. DENİZ TİCARETİNE DAİR ÇEKİŞMESİZ DAVALARDA GÖREV VE YETKİ

I. GÖREV

          Genel kural olarak göreve ilişkin kurallar kamu düzenindendir (HMK. m. 1, 2. cümle) Mahkemelerin görevli olması ise dava şartlarındandır (HMK. m. 114/1. cümle). Bu nedenle, mahkeme, davanın her safhasında görevli olup olmadığını kendiliğinden (resen) inceler ve görevsiz olduğu kanısına varırsa kendiliğinden görevsizlik kararı verir (HMK m. 115/1).

          Çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece sulh hukuk mahkemesidir (HMK m. 383). Yine çekişmeli yargıda esas olan yazılı yargılama usulü olduğu hâlde, çekişmesiz yargı işlerinde, niteliğine uygun düştüğü ölçüde, basit yargılama usulü uygulanır (HMK m. 385/1). Ancak mutlak[8] ve nispi[9] ticari çekişmesiz davalar ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işi sayılır[10]. Ticari davalarda da deliller ile bunların sunulması 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerine tabidir.

          Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. Bir yerde asliye ticaret mahkemesi varsa, asliye hukuk mahkemesinin görevi içinde bulunan ve mutlak ya da nispi ticari sayılan davalarla özel hükümler uyarınca ticaret mahkemesinde görülecek diğer işlere asliye ticaret mahkemesinde bakılır. Bir yerde ticaret davalarına bakan birden çok asliye ticaret mahkemesi varsa, iş durumunun gerekli kıldığı yerlerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca, asliye ticaret mahkemelerinden biri veya birkaçı münhasıran bu Kanundan ve diğer kanunlardan doğan deniz ticaretine ve deniz sigortalarına ilişkin hukuk davalarına bakmakla görevlendirilebilir.

          Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır. Asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yargı çevresindeki bir ticari davada görev kuralına dayanılmamış olması, görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez; asliye hukuk mahkemesi, davaya devam eder.

II. YETKİ

          Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, çekişmesiz yargı işleri için talepte bulunan kişinin veya ilgililerden birinin oturduğu yer mahkemesi yetkilidir (HMK m. 384/1).

III. YARGILAMA USULÜ

          Çekişmesiz yargı işlerinde, niteliğine uygun düştüğü ölçüde, basit yargılama usulü uygulanır. Çekişmesiz yargı işlerinde aksine bir hüküm bulunmadıkça resen araştırma ilkesi geçerlidir (HMK m. 385).

IV. KANUN YOLLARI

          Çekişmesiz yargı işlerinde verilen kararlara karşı hukuki yararı bulunan ilgililer, özel kanuni düzenlemeler saklı kalmak kaydıyla, kararın öğrenilmesinden itibaren iki hafta içinde, bu Kanun hükümleri dairesinde istinaf yoluna başvurabilirler (HMK m. 387/1).

V. KARARLARIN NİTELİĞİ

          Kanunda aksine hüküm bulunmayan hâllerde, çekişmesiz yargı kararları maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAKLAR

ARAS, Aslı, Çekişmesiz Yargı İşlerinde Görev Ve Yetki, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.7, S. 1, Y. 2016, s. 65-86, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/415294, Erişim tarihi: 13.08.2021.

DEMİRKIRAN, İhsan/DEMİRKIRAN, H. Murat, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı Üzerine Bazı Düşünceler, Deniz HD, Ocak 2006, Özel Sayı, s. 339 vd.

PEKCANITEZ, Hakan/ATALAY, Oğuz/ÖZEKES, Muhammet, Medeni Usul Hukuku (Ders Kitabı),  B. 8, Onikilevha Yayınevi, İstanbul 2020.

TANRIVER, Süha/HANAĞASI Emel, Türk Yargı Örgütü ve Medeni Yargı Teşkilatı, https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/52227/mod_resource/content/2/2-Tu%CC%88rk%20Yarg%C4%B1%20O%CC%88rgu%CC%88tu%CC%88%20ve%20Hukuk%20Yarg%C4%B1s%C4%B1%20.pdf, Erişim tarihi: 13.08.2021.

Mahkeme içtihatları, www.legalbank.net

Ticari Uyuşmazlıklarda Dava Şartı Olan Arabuluculukta Taraf Vekilliği El Kitabı, TBB Yayınları, Ankara 2019, https://d.barobirlik.org.tr/2019/ticariuyusmazliklardaarabuluculukelkitabi/2/, Erişim tarihi: 16.08.2021

 

[1] Yarg. HGK, T. 08.07.2020, E. 2017/1210 ve K. 2020/548; Yarg. HGK, T. 04.04.2019, E. 2017/1261 ve K. 2019/408 ve İstanbul BAM 1. HD, T. 03.03.2017, E. 2017/186 ve K. 2017/156. www.legalbank.net, Erişim tarihi: 12.08.2021.

[2] Çekişmesiz yargıdaki “ilgili” kavramı, bizzat usûl işlemlerini ya­pan şeklî ilgiliden çok, çekişmesiz yargı sonunda verilen kararla hu­kukî durumları etkilenen “maddî ilgili” olarak anlaşılmalıdır. Hakan Pekcanıtez/Oğuz Atalay/Muhammet Özekes, Medeni Usul Hukuku (Ders Kitabı),  B. 8, Onikilevha Yayınevi, İstanbul 2020, s. 33.

[3] Süha Tanrıver/Emel Hanağası, Türk Yargı Örgütü ve Medeni Yargı Teşkilatı, https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/52227/mod_resource/content/2/2-Tu%CC%88rk%20Yarg%C4%B1%20O%CC%88rgu%CC%88tu%CC%88%20ve%20Hukuk%20Yarg%C4%B1s%C4%B1%20.pdf, Erişim tarihi: 13.08.2021.  

[4] Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 32-33.

[5] Ticari Uyuşmazlıklarda Dava Şartı Olan Arabuluculukta Taraf Vekilliği El Kitabı, TBB Yayınları, Ankara 2019, s. 20, https://d.barobirlik.org.tr/2019/ticariuyusmazliklardaarabuluculukelkitabi/2/, Erişim tarihi: 16.08.2021.  

[6] Aslı Aras, Çekişmesiz Yargı İşlerinde Görev Ve Yetki, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.7, S. 1, Y. 2016, s. 386, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/415294, Erişim tarihi: 13.08.2021; Tanrıver/Hanağası, s. 12.

[7]    Kaptan ve diğer gemi adamlarının kendi aleyhlerine yapmış oldukları beyanları ikrar niteliğinde olduğundan aleyhe değerlendirilmektedir. Buna karşılık kendi lehlerine yapmış oldukları beyanların akıbeti ise doktrinde tartışmalıdır. İhsan Demirkıran/H. Murat Demirkıran, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı Üzerine Bazı Düşünceler, Deniz HD, Ocak 2006, Özel Sayı, s. 341.

 

[8] Tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın: a) Bu Kanunda, b) Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, c) 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde, d) Fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta, e) Borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde, f) Bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde, öngörülen hususlardan doğan çekişmesiz hukuk davaları ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işi sayılır.

[9] Her iki tarafın da tacir olduğu ve her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan çekişmesiz hukuk davaları ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işi sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır.

[10] Hangi davaların ticari dava olduğu ve hangi çekişmesiz yargı işlerinin ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olduğu ise, TTK’nın 4. maddesinde ve bazı özel kanunlarda yer alan çeşitli hükümlerde belirtilmiştir.